ŞABAN PEKER
Köşe Yazarı
ŞABAN PEKER
 

ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK

İslam'ın en önemli ahlaki vasıflarından biri, özü ile sözü bir olmaktır. Mümin; düşündüğü gibi konuşan, konuştuğu gibi yaşayan, içi ile dışı aynı olan kimsedir. Kalbi başka, dili başka olan kimse olamaz. Allah (c.c) buyuruyor ki; "Siz insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Üstelik kitabı da okuyorsunuz. Hiç akletmez misiniz?" (Bakara, 44) Demek ki Allah Teâlâ, sadece doğru konuşmayı değil, konuştuğumuz doğruları yaşamayı da emretmektedir. Doğruluk, menfaatler çatışmadığı zaman değil; hakkı söylemenin zarar getirdiği zaman belli olur. Makam, para, akrabalık veya çıkar uğruna doğruluktan taviz vermemek gerçek müminin vasfıdır. Çünkü Allah katındaki kazanç, dünya menfaatlerinden daha değerlidir. Bediüzzaman Said Nursî'nin ifade ettiği gibi: "Doğruluk İslamiyet'in esasıdır." Mevlânâ'nın şu sözü de aynı hakikati dile getirir: "Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün." İnsanlara iyiliği anlatırken önce kendimiz yaşamaya gayret etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), iyiliği emredip kendisi yapmayan kimselerin ahirette ağır bir hesaba çekileceğini haber vermiştir. Bununla birlikte eksiklerimiz var diye iyiliği emretmeyi bırakmamalı; hem kendimizi düzeltmeli hem de hayrı tavsiye etmeliyiz. Bugün toplumda güvenin azalmasının en büyük sebeplerinden biri, söz ile davranış arasındaki uyumsuzluktur. Oysa mümin öyle güvenilir olmalıdır ki; ailesi, komşusu, dostu ve hatta düşmanı bile onun doğruluğundan şüphe etmemelidir. Bugün insanlar sözlerden çok örneklere bakmaktadır. Evlatlar anne babanın söylediklerinden çok yaşadıklarını örnek alır. Cemaat imamın anlattıklarından çok hayatına bakar. İnsanlar vaazlardan çok şahsiyetleri dinlerler. İnsan, dilinden çıkan sözlerle değil, sözünün arkasında durduğu ölçüde değerlidir. Çünkü söz söylemek kolaydır; zor olan o sözü hayatın içinde yaşayabilmektir. Nice insanlar vardır ki hakikati anlatırlar fakat yaşamazlar. Nice insanlar da vardır ki çok konuşmazlar ama halleri, sözlerinden daha etkili olur. Bugün insanların İslam'dan uzaklaşmasının sebeplerinden biri de İslam'ı temsil ettiğini zanneden kimselerin sözleri ile yaşadıkları arasındaki uyumsuzluklardır. Başkalarına doğruları anlatırken kendileri tam tersini yapıyorlarsa hem yalancı, hem sahtekar olur. Sözleri de tesir etmediği gibi Allah katında da büyük vebal sahibi olur. Ebû Zeyd Üsâme b. Zeyd (r.a.) rivayet ediyor: "Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Bağırsakları dışarı çıkar. Eşeğin değirmen taşı etrafında döndüğü gibi onların etrafında döner. Cehennem ehli onun etrafında toplanır ve: 'Ey filan! Sana ne oldu? Sen bize iyiliği emretmez, kötülükten sakındırmaz mıydın?' derler. O da: 'Evet, iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; kötülükten sakındırırdım ama kendim işlerdim.' der." (Buhârî, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Zühd 51) Bu sebeple Abdullah b. Mes'ûd'un şu sözü çok manidardır: "Sizden biri insanları hayra çağırırken ilk önce kendi nefsinden başlasın." Lafa gelince Hz. Ömer, icraata gelince turist Ömer olmamak lazım. Unutmayalım ki doğruluk şeref ve izzettir; yalan ise zillettir. Rabbimiz bizleri kalbi ile dili, özü ile sözü bir olan, doğruluktan ayrılmayan, menfaat karşısında hakkı tercih eden kullarından eylesin.
Ekleme Tarihi: 25 Temmuz 2026 -Cumartesi

ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK

İslam'ın en önemli ahlaki vasıflarından biri, özü ile sözü bir olmaktır. Mümin; düşündüğü gibi konuşan, konuştuğu gibi yaşayan, içi ile dışı aynı olan kimsedir. Kalbi başka, dili başka olan kimse olamaz.

Allah (c.c) buyuruyor ki;

"Siz insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Üstelik kitabı da okuyorsunuz. Hiç akletmez misiniz?" (Bakara, 44)

Demek ki Allah Teâlâ, sadece doğru konuşmayı değil, konuştuğumuz doğruları yaşamayı da emretmektedir.

Doğruluk, menfaatler çatışmadığı zaman değil; hakkı söylemenin zarar getirdiği zaman belli olur. Makam, para, akrabalık veya çıkar uğruna doğruluktan taviz vermemek gerçek müminin vasfıdır. Çünkü Allah katındaki kazanç, dünya menfaatlerinden daha değerlidir.

Bediüzzaman Said Nursî'nin ifade ettiği gibi:

"Doğruluk İslamiyet'in esasıdır."

Mevlânâ'nın şu sözü de aynı hakikati dile getirir:

"Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün."

İnsanlara iyiliği anlatırken önce kendimiz yaşamaya gayret etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), iyiliği emredip kendisi yapmayan kimselerin ahirette ağır bir hesaba çekileceğini haber vermiştir. Bununla birlikte eksiklerimiz var diye iyiliği emretmeyi bırakmamalı; hem kendimizi düzeltmeli hem de hayrı tavsiye etmeliyiz.

Bugün toplumda güvenin azalmasının en büyük sebeplerinden biri, söz ile davranış arasındaki uyumsuzluktur. Oysa mümin öyle güvenilir olmalıdır ki; ailesi, komşusu, dostu ve hatta düşmanı bile onun doğruluğundan şüphe etmemelidir.

Bugün insanlar sözlerden çok örneklere bakmaktadır. Evlatlar anne babanın söylediklerinden çok yaşadıklarını örnek alır. Cemaat imamın anlattıklarından çok hayatına bakar. İnsanlar vaazlardan çok şahsiyetleri dinlerler.

İnsan, dilinden çıkan sözlerle değil, sözünün arkasında durduğu ölçüde değerlidir. Çünkü söz söylemek kolaydır; zor olan o sözü hayatın içinde yaşayabilmektir. Nice insanlar vardır ki hakikati anlatırlar fakat yaşamazlar. Nice insanlar da vardır ki çok konuşmazlar ama halleri, sözlerinden daha etkili olur.

Bugün insanların İslam'dan uzaklaşmasının sebeplerinden biri de İslam'ı temsil ettiğini zanneden kimselerin sözleri ile yaşadıkları arasındaki uyumsuzluklardır. Başkalarına doğruları anlatırken kendileri tam tersini yapıyorlarsa hem yalancı, hem sahtekar olur. Sözleri de tesir etmediği gibi Allah katında da büyük vebal sahibi olur.

Ebû Zeyd Üsâme b. Zeyd (r.a.) rivayet ediyor:

"Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Bağırsakları dışarı çıkar. Eşeğin değirmen taşı etrafında döndüğü gibi onların etrafında döner. Cehennem ehli onun etrafında toplanır ve:

'Ey filan! Sana ne oldu? Sen bize iyiliği emretmez, kötülükten sakındırmaz mıydın?' derler.

O da:

'Evet, iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; kötülükten sakındırırdım ama kendim işlerdim.' der." (Buhârî, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Zühd 51)

Bu sebeple Abdullah b. Mes'ûd'un şu sözü çok manidardır:

"Sizden biri insanları hayra çağırırken ilk önce kendi nefsinden başlasın."

Lafa gelince Hz. Ömer, icraata gelince turist Ömer olmamak lazım.

Unutmayalım ki doğruluk şeref ve izzettir; yalan ise zillettir. Rabbimiz bizleri kalbi ile dili, özü ile sözü bir olan, doğruluktan ayrılmayan, menfaat karşısında hakkı tercih eden kullarından eylesin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akyazimeydan.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
WhatsApp İhbar Hattı