Prof. Dr. Ali SEYYAR
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Ali SEYYAR
 

ZİHİNSEL ENGELLİLERİN EVLENMESİNDE BİR ENGEL VAR MIDIR?

Beşerî münasebetler çerçevesinde cinsler arasında sevgi ve muhabbet derecesinde meydana gelen arkadaşlıklar ve dostluklar sayesinde evlilikler ve dolayısıyla cinsel hayat da söz konusu olmaktadır. İnsan hayatının vazgeçilmez bir unsuru olan cinsellik, ister “zihinsel engelli”, isterse “zihinsel sağlıklı” olsun her insanın hayatında önemli bir yer almaktadır. Ne var ki cinsel ihtiyaçların dile getirilmesinde zihinsel engelliler bazı sıkıntılarla karşı karşıya gelmektedir. Zihinsel engelliler, çoğu zaman sevgilerini ve hislerini uygun bir tarzda sözlü olarak ifade edemez ve bundan dolayı da çoğu zaman beden dillerini kullanmak mecburiyetinde kalır. Zihinsel engelli olmayan insanlar, sevgi ve evlilik gibi meselelerini ve cinsel duygularını sosyal şartların bir gereği olarak karşı tarafın gönlünü kazanma niyetiyle daha dikkatli bir biçimde dile getirme becerisini gösterebilmektedir. Zihinsel engelliler ise duygularını, bedensel dilin yardımıyla da çoğu zaman alenî ve dolaysız bir şekilde ancak sergileyebilmektedir. Zihinsel engelliler, zor imkânlarına rağmen bu anlamda bir iletişime ve(ya) ilişkiye geçme teşebbüsünde bulunmak istediğinde genelde sosyal çevrenin tepkisine yol açmaktadır. Engelli olmayanlar, bu beden dilinin mahiyetini tam olarak kavrayamadıkları için, zihinsel engellilerin bu davranışlarını yadırgamakta veya bunu saldırgan cinsellik olarak algılamaktadır. Sevgi, şefkat ve bununla birlikte cinsellik, her insan için aynı derecede önemli bir ihtiyaç olduğu halde, zihinsel engellilerin cinselliği ve evliliği konusunda sosyal çevre, her nedense gerektiği kadar anlayış göstermemekte. Zihinsel engellilerin cinsel talepleri veya davranış biçimleri karşısında sosyal çevre sadece duyarsız kalmamakta, ayna zamanda onların evlenme taleplerini de görmezlikten gelmektedir. Bilgisizlikten veya beslenen korkudan dolayı bazen önyargılar hâkimdir, konu tedirginliğe yol açtığı gibi bazen de zihinsel engellilerin cinsel haklarını yok sayan yasakçı bir anlayış sergilenmektedir. Dolayısıyla zihinsel engellilerin cinsel sorununun mahiyetinde aslında sosyal çevreden kaynaklanan bir engellilik bulunmaktadır. Toplumun, velilerin ve hatta eğitimcilerin bu konuya karşı takındıkları genelde olumsuz tavır, sorunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Hâlbuki burada zihinsel engelli bir insanın da cinsel bir varlık olduğu unutulmaktadır. Bu tabiî özelliği gereği zihinsel engelliler de cinselliği yaşamak isteyen – yaşaması gereken insanlarımızdır. Bunun için kadın veya erkek olarak karşı cinslerle meşru bir zeminde cinselliklerini yaşayabilmeleri için, zihinsel engellilerin desteklenmesi gerekmektedir. Cinsel ihtiyaçların karşılanması yöntemleri arasında başvurulacak en ideal yol şüphesiz evliliktir. Her ne kadar sosyal çevrenin bazı kesimleri zihinsel engellilerin evlenmesine kuşku ile bakıyorsa da cinsel sağlık ve mutluluk açısından evliliğin bir alternatifi bulunmamaktadır. Evliliği Tercih Eden Zihinsel Engelli Bir Gurbetçi Evlenme imkânı bulan zihinsel engellilerin evlilikleri hakkında verdikleri bilgiler ve yaşadıkları tecrübeler, bunun en doğru yol olduğu görülmektedir. İsviçre’de yaşayan zihinsel engelli bir vatandaşımızın bir dergiye verdiği ifadeler, bize bu konuda ışık tutmaktadır: “Bazen iki kez engelli olduğumu düşünüyorum. Yabancı olmanın yanında bir de özürlüyüm. Ebeveynim iş bulmak maksadıyla zamanında İsviçre’ye gelmiş. Ben de özel eğitim aldıktan sonra korumalı bir işyerinde çalışmaktayım. 20 yaşına geldiğimde ebeveynim bundan böyle kendi hayatımı kendim kurmam gerektiğini söyledi ve bana Türkiye’den uygun bir kız aradılar. Tanıştırıldığım Hatice’nin konuşma problemi vardı. Ben de kendisine kendi durumumu açıkça söyledim. ‘Ben, bildiğin gibi tam sağlam değilim, kafa yapım farklı. Buna rağmen benimle evlenmek ister misin’ dedim. O da ‘Allah seni böyle yaratmış beni de böyle yaratmış. Ben seni bu şekilde beğendim” dedi ve o sene hemen nişanlandık Bir yıl sonra evlenir evlenmez Hatice’yi İsviçre’ye getirdik. İlk yıllar annem ve babamda kaldık. Bu durum bizim hayatımızı epeyce kolaylaştırdı. Bütün gün çalıştığım için, Hatice de yabancı dili henüz bilmediği için, annem ona yardımcı oldu. İki yıl sonra Abdullah dünyaya geldi. Sadece eşim ve ben değil bütün aile fertleri çok mutlu oldu. Hamilelik döneminde iş arkadaşlarıma hanımımın yakında çocuk doğuracağını söylediğimde çocuğun özürlü olarak dünyaya gelmesi karşısında korkup korkmadığımı söylediler. Ben, Yaratana ait olan bir şey hakkında fazla kafa yormadığımı söyledim. Bugün her yönüyle sağlam görünen oğlum altı yaşında ve yakında okula başlayacak, kardeşi Kübra ise üç yaşındadır. Okula alınmadan önce oğlum yeterlilik tespit imtihanına girdi. Bunu çok başarılı olarak geçti. Bana, çocuğumun her şeyi çabuk kavradığını söylediler. Buna çok memnun oldum, çünkü oğlumun benim gibi zekâ özürlüsü olabilir diye ara sıra içimde endişeler taşıyordum. Ne var ki oğlumuza ne annesi, ne de ben özellikle ev ödevlerinde yardımcı olabileceğiz. Buna da çok üzülüyoruz. Ben kafamdan dolayı, eşim de dilden dolayı yetersiziz. Abdullah, kreşte kendisine birçok arkadaş edindi. Birisi ile çok samimî. Bir gün bizim evde televizyon seyrederlerken Abdullah’ın arkadaşı birden bana benim neden öyle tuhaf konuştuğumu sordu. Bunun üzerine ben onları yanıma aldım ve benin bu şekilde dünyaya geldiğimi söyledim ve aslında onlar gibi olmayı çok arzuladığımı ama bunun mümkün olamayacağını söyledim. Bu acı itirafım üzerine onlar bana ‘ne olur, öyle hüzünlü bakma’ dediler. Abdullah, bir taraftan yüzümü okşadı, arkadaşı da kolunu omzumun üzerine attı. Ağlamak elimde değildi, ancak üzüntüden dolayı değil, duygulandığım için. Birkaç gün sonra Abdullah’ın arkadaşının evine davet edildik ve orada babası ile özürlülük hakkında sohbet ettik. Abdullah’a bir gün kendisine ev ödevlerine yardımcı olamayacağımızı söylediğimde bana aynen şöyle dedi: ‘Ne fark eder ki baba, bir şey anlamadığımda arkadaşımın babasına sorarım ve bir gün okuma yazmayı çok iyi bilirsem, o zaman ben de bunları sana öğretirim’. Bu sözler, beni çok rahatlattı.” Yukarıdaki samimî açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, zihinsel engellilerin kurdukları yuvalarda, her ne kadar aile içi ilişkiler açısından iletişim ve öğretim gibi bazı psiko-sosyal sorunlar ve engeller ortaya çıkıyor ise de sosyal çevrenin hoşgörü anlayışı çerçevesinde bu gibi ailelerle kuracağı etkin diyalogun neticesinde bunların çözümü de kolaylaşmaktadır. Zihinsel engellilerin de mutlu ve başarılı bir şekilde aile sorunlarının üstesinden gelebileceğini gösteren bu ifadelerin daha da geçerli olabilmesi için, gerek topluma, gerekse sosyal politikadan sorumlu kurum ve kuruluşlara da büyük görevler düşmektedir.
Ekleme Tarihi: 03 Ekim 2021 - Pazar

ZİHİNSEL ENGELLİLERİN EVLENMESİNDE BİR ENGEL VAR MIDIR?

Beşerî münasebetler çerçevesinde cinsler arasında sevgi ve muhabbet derecesinde meydana gelen arkadaşlıklar ve dostluklar sayesinde evlilikler ve dolayısıyla cinsel hayat da söz konusu olmaktadır. İnsan hayatının vazgeçilmez bir unsuru olan cinsellik, ister “zihinsel engelli”, isterse “zihinsel sağlıklı” olsun her insanın hayatında önemli bir yer almaktadır. Ne var ki cinsel ihtiyaçların dile getirilmesinde zihinsel engelliler bazı sıkıntılarla karşı karşıya gelmektedir. Zihinsel engelliler, çoğu zaman sevgilerini ve hislerini uygun bir tarzda sözlü olarak ifade edemez ve bundan dolayı da çoğu zaman beden dillerini kullanmak mecburiyetinde kalır.

Zihinsel engelli olmayan insanlar, sevgi ve evlilik gibi meselelerini ve cinsel duygularını sosyal şartların bir gereği olarak karşı tarafın gönlünü kazanma niyetiyle daha dikkatli bir biçimde dile getirme becerisini gösterebilmektedir. Zihinsel engelliler ise duygularını, bedensel dilin yardımıyla da çoğu zaman alenî ve dolaysız bir şekilde ancak sergileyebilmektedir. Zihinsel engelliler, zor imkânlarına rağmen bu anlamda bir iletişime ve(ya) ilişkiye geçme teşebbüsünde bulunmak istediğinde genelde sosyal çevrenin tepkisine yol açmaktadır. Engelli olmayanlar, bu beden dilinin mahiyetini tam olarak kavrayamadıkları için, zihinsel engellilerin bu davranışlarını yadırgamakta veya bunu saldırgan cinsellik olarak algılamaktadır.

Sevgi, şefkat ve bununla birlikte cinsellik, her insan için aynı derecede önemli bir ihtiyaç olduğu halde, zihinsel engellilerin cinselliği ve evliliği konusunda sosyal çevre, her nedense gerektiği kadar anlayış göstermemekte. Zihinsel engellilerin cinsel talepleri veya davranış biçimleri karşısında sosyal çevre sadece duyarsız kalmamakta, ayna zamanda onların evlenme taleplerini de görmezlikten gelmektedir. Bilgisizlikten veya beslenen korkudan dolayı bazen önyargılar hâkimdir, konu tedirginliğe yol açtığı gibi bazen de zihinsel engellilerin cinsel haklarını yok sayan yasakçı bir anlayış sergilenmektedir. Dolayısıyla zihinsel engellilerin cinsel sorununun mahiyetinde aslında sosyal çevreden kaynaklanan bir engellilik bulunmaktadır. Toplumun, velilerin ve hatta eğitimcilerin bu konuya karşı takındıkları genelde olumsuz tavır, sorunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Hâlbuki burada zihinsel engelli bir insanın da cinsel bir varlık olduğu unutulmaktadır. Bu tabiî özelliği gereği zihinsel engelliler de cinselliği yaşamak isteyen – yaşaması gereken insanlarımızdır. Bunun için kadın veya erkek olarak karşı cinslerle meşru bir zeminde cinselliklerini yaşayabilmeleri için, zihinsel engellilerin desteklenmesi gerekmektedir.

Cinsel ihtiyaçların karşılanması yöntemleri arasında başvurulacak en ideal yol şüphesiz evliliktir. Her ne kadar sosyal çevrenin bazı kesimleri zihinsel engellilerin evlenmesine kuşku ile bakıyorsa da cinsel sağlık ve mutluluk açısından evliliğin bir alternatifi bulunmamaktadır.

Evliliği Tercih Eden Zihinsel Engelli Bir Gurbetçi
Evlenme imkânı bulan zihinsel engellilerin evlilikleri hakkında verdikleri bilgiler ve yaşadıkları tecrübeler, bunun en doğru yol olduğu görülmektedir. İsviçre’de yaşayan zihinsel engelli bir vatandaşımızın bir dergiye verdiği ifadeler, bize bu konuda ışık tutmaktadır:

“Bazen iki kez engelli olduğumu düşünüyorum. Yabancı olmanın yanında bir de özürlüyüm. Ebeveynim iş bulmak maksadıyla zamanında İsviçre’ye gelmiş. Ben de özel eğitim aldıktan sonra korumalı bir işyerinde çalışmaktayım. 20 yaşına geldiğimde ebeveynim bundan böyle kendi hayatımı kendim kurmam gerektiğini söyledi ve bana Türkiye’den uygun bir kız aradılar. Tanıştırıldığım Hatice’nin konuşma problemi vardı. Ben de kendisine kendi durumumu açıkça söyledim. ‘Ben, bildiğin gibi tam sağlam değilim, kafa yapım farklı. Buna rağmen benimle evlenmek ister misin’ dedim. O da ‘Allah seni böyle yaratmış beni de böyle yaratmış. Ben seni bu şekilde beğendim” dedi ve o sene hemen nişanlandık Bir yıl sonra evlenir evlenmez Hatice’yi İsviçre’ye getirdik.

İlk yıllar annem ve babamda kaldık. Bu durum bizim hayatımızı epeyce kolaylaştırdı. Bütün gün çalıştığım için, Hatice de yabancı dili henüz bilmediği için, annem ona yardımcı oldu. İki yıl sonra Abdullah dünyaya geldi. Sadece eşim ve ben değil bütün aile fertleri çok mutlu oldu. Hamilelik döneminde iş arkadaşlarıma hanımımın yakında çocuk doğuracağını söylediğimde çocuğun özürlü olarak dünyaya gelmesi karşısında korkup korkmadığımı söylediler. Ben, Yaratana ait olan bir şey hakkında fazla kafa yormadığımı söyledim. Bugün her yönüyle sağlam görünen oğlum altı yaşında ve yakında okula başlayacak, kardeşi Kübra ise üç yaşındadır. Okula alınmadan önce oğlum yeterlilik tespit imtihanına girdi. Bunu çok başarılı olarak geçti. Bana, çocuğumun her şeyi çabuk kavradığını söylediler. Buna çok memnun oldum, çünkü oğlumun benim gibi zekâ özürlüsü olabilir diye ara sıra içimde endişeler taşıyordum.

Ne var ki oğlumuza ne annesi, ne de ben özellikle ev ödevlerinde yardımcı olabileceğiz. Buna da çok üzülüyoruz. Ben kafamdan dolayı, eşim de dilden dolayı yetersiziz. Abdullah, kreşte kendisine birçok arkadaş edindi. Birisi ile çok samimî. Bir gün bizim evde televizyon seyrederlerken Abdullah’ın arkadaşı birden bana benim neden öyle tuhaf konuştuğumu sordu. Bunun üzerine ben onları yanıma aldım ve benin bu şekilde dünyaya geldiğimi söyledim ve aslında onlar gibi olmayı çok arzuladığımı ama bunun mümkün olamayacağını söyledim. Bu acı itirafım üzerine onlar bana ‘ne olur, öyle hüzünlü bakma’ dediler. Abdullah, bir taraftan yüzümü okşadı, arkadaşı da kolunu omzumun üzerine attı.

Ağlamak elimde değildi, ancak üzüntüden dolayı değil, duygulandığım için. Birkaç gün sonra Abdullah’ın arkadaşının evine davet edildik ve orada babası ile özürlülük hakkında sohbet ettik. Abdullah’a bir gün kendisine ev ödevlerine yardımcı olamayacağımızı söylediğimde bana aynen şöyle dedi: ‘Ne fark eder ki baba, bir şey anlamadığımda arkadaşımın babasına sorarım ve bir gün okuma yazmayı çok iyi bilirsem, o zaman ben de bunları sana öğretirim’. Bu sözler, beni çok rahatlattı.”

Yukarıdaki samimî açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, zihinsel engellilerin kurdukları yuvalarda, her ne kadar aile içi ilişkiler açısından iletişim ve öğretim gibi bazı psiko-sosyal sorunlar ve engeller ortaya çıkıyor ise de sosyal çevrenin hoşgörü anlayışı çerçevesinde bu gibi ailelerle kuracağı etkin diyalogun neticesinde bunların çözümü de kolaylaşmaktadır. Zihinsel engellilerin de mutlu ve başarılı bir şekilde aile sorunlarının üstesinden gelebileceğini gösteren bu ifadelerin daha da geçerli olabilmesi için, gerek topluma, gerekse sosyal politikadan sorumlu kurum ve kuruluşlara da büyük görevler düşmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akyazimeydan.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.